ergenekon operasyonları
Yurdum gündemini sarsan ergenekon operasyonları sürerken, tüm yaşananları değerlendirmek de bizlere düşüyor. Bugün yaşananlar hakkında bugün birçok platformda yazılar kaleme aldım. Bu sırada geçmişte yazdığım bir takım değerlendirmeler de gözüme çarptı. Özellikle aylar öncesinde kaleme aldığım ili yazı dikkatimi çekti. Bunlardan birisi, 5 Haziran 2008 tarihinde kaleme aldığım "AKP Dükkanı Kapatıyor" başlıklı yazı. Yazıyı okuyunca, AKP'nin bugün neden böylesine saldırgan bir hal aldığını anlamakta zorlanmayacağınızı sanıyorum:
Bugün, bunu sadece ben söylemiyorum; her gün okuduğumuz gazeteler, her gün izlediğimiz televizyon programlarında haykırılıyor. Bu bir gerçek. Evet, AKP dükkanı kapatıyor.. Bunu o ünlü köşe yazarları yazmadan, o çok izlenen programlar yayınlamadan tam üç ay önce "Ve Ufukta Belirir: Bir Devrin Sonu!" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım..
Bugün gelinen noktada kendimden çok daha emin bir şekilde söylüyorum: Artık AKP bitmiştir. AKP'yi halk bitirmiştir. Daha doğrusu AKP halkın gözünde kendisini bitirmiştir. Bunu nasıl mı görüyorum? Bunu şuradan görüyorum: İktidarının en güçlü zamanlarında muhalafet yayınlarına gülüp geçen, halkın bu muhalif yayınları ciddiye almayacağını düşünen AKP bugün o kadar soğuk kanlı davranamıyor. ATV'yi devşiriyor, Sabah'ı devşiriyor, Kanal Türk'ü devşiriyor; muhalif isimleri birer birer susturuyor: Yalçın Küçük susturuluyor, Nihat Genç susturuluyor, Banu Avar Susturuluyor, Erhan Göksel susturuluyor.. Tüm bunları yapıyor, çünkü AKP, halkın artık kendisine olan inancının sarısıldığını biliyor. AKP'ye inanmayan halk ise muhaliflere inanıyor..
Tarih de beni haklı çıkartıyor; çünkü tarihte güç kaybeden her iktidar muhalefete savaş açıyor.
Bir diğer yazım ise 21 Mart 2008 tarihli ve "Ve Ufukta Belirir: Bir Devrin Sonu" başlıklı yazım. Bu yazıyı da birilerinin darbe korkusuna karşılık, tekrar yayınlama gereği duyuyorum:
Bugün yaşananlar bir devrin sonunun geldiğini gösteriyor bizlere. AKP'nin çırpınışlarını, sağa sola sataşmalarını çok iyi anlıyoruz. AKP dün yaptığı ekonomik hataların sonuçlarından korkuyor ve çırpınıyor: Lütfen alın şu yönetimi elimden.. Birileri istiyor ki yaptıkları yanlışların cefasını başkaları üstlensin. Hayır, bu olmayacak. Kurduğunuz saatli bomba sizden başkasının elinde patlamayacak!
İstanbul depremi kapıda, bilim adamları uyarıyor. Acaba AKP hükümeti, AKP'li İstanbul Belediye Başkanları ne önlemler aldı bunca sürede? İstanbul'da olabilecek bir depremin sorumlusu, bunca yıldır kılını kıpırdatmayan AKP'dir! Uzmanlar uyarıyor, dünyada ekonomik kriz beklentisi yüksek diyorlar. AKP hükümeti ne önlem aldı, olası bir ekonomik bunalım için? Olası bir ekonomik krizin sorumlusu, bunca yıldır ekonomiyi kanser eden AKP'dir! ABD'li subaylar NATO kolejlerinde haritalar çıkartıyorlar, sözde bir Kürdistan'ı içeren! Bu utancın tüm sorumlusu AKP'dir!
Hayır, kimse aklını peynir ekmekle yemedi! Saatli bombanızı sizle başbaşa bırakıyoruz.. İzliyoruz devrinizin sonunun gelmesini, umarım attan düşmek kadar kolay atlatabilirsiniz!
Her iki yazımda da bugünü aylar öncesinden çok güzel analiz ettiğimi düşünüyorum. Birileri yolcu olduklarının farklında olacaklar ki gider ayak ellerindeki tüm güçleriyle saldırıyorlar.. Atatürk'e saldırıyorlar, Atatürkçülere saldırıyorlar, Cumhuriyet'e saldırıyorlar..
Ergenekon'da İkinci Perde..
Ergenekonda ikinci perde sahneleniyor. Halkın içinden çıkmış, sayılan sevilen isimler birer teröristmişcesine ellerine kelepçe vurularak göz altına alınıyor. Bu ülkenin en şerefli üniformalarını taşıyan insanlar birer suçluyuş gibi polislerce evinden alınıyor! Öncelikle şunu saptamamız gerekiyor; bu insanların hiçbirisi devletten kaçan insanlar değil, aksine hepsi devletin içerisinde yer alıyorlar. Yani bu insanları savcılığa davet etmeniz yeterli. Devlette usüller var ve bu işin usulü de savcılığa kibarce davet etmek! Bu noktada bu işi yapanlar büyük zan altına giriyorlar.
Ayrıca söz konusu isimlerin, bir yılı aşmasına rağmen hala iddianamesi bile hazır olmayan bir dava için göz altına alınması tam anlamıyla abesle iştigaldir. Doğu Perinçek, Ergün Poyraz tam bir yıldır, iddianamesiz bir dava yüzünden demir parmaklıklar ardında! Anlaşılan birileri daha fazla kemalist istiyor demir parmaklıklar ardına!
Tüm yapılanlar bir hesaplaşmayı andırıyor. Özellikle göz altılar için bu günün seçilmiş olması, AKP'nin kapatılması davasına bir mesaj niteliği de taşıyor gibi gözüküyor. Birileri bu ülkenin ulusalcı güçlerine göz dağı vermek istiyor! Benim şu ana kadar gördüğüm, ulusalcı cephede en ufak bir ayrışmanın olmayışı; aksine insanlar daha bir heves ve birliktelik içerisinde Atatürk'ün çizdiği aydınlık yolda yürümeye devam ediyorlar. Bence bizlere de susup beklemek düşüyor çünkü söz konusu iddianamede bu isimler hakkında somut deliller yer almadığı vakit, herşey Ergenekoncıların kendi başına yıkılacak. Ve işte o gün, bu ülkenin kemalist aydınlarının ne kadar da temiz insanlar olduğunu göreceğiz!
Yargı noktasında ise AKP, yargıya saygı duymayı öğrenmiş görünüyor. AKP'li vekiller hukuka saygılı olunması gerektiği yönünde açıklama yapmışlar. İnsan gülsün mü ağlasın mı bilemiyor! İşerine geldiği vakit hukuka saygı, işlerine gelmediği vakit de yargı darbesi diyorlar. Bunları anlamak zor, aslında bir o kadar da kolay?!
Bu süreç sonrası AKP'nin kapatılması hakkındaki iddianeme klasörlerine bir dosya daha açılacaktır. AKP tarihine bir kara sayfa daha yazılacaktır. Ulusalcı güçler bu tertip içerisinden çok daha güçlnemiş olarak çıkacaktır.
Liberallerin Ergenekonla İmtihanı
Bugün Türkiye'de yaşanan gözaltılar sırasında liberal ve özellikle sözde-liberal yazarlarının yazılarına bir göz atmanızı öneriyorum. Yaşlını başını almış 25 insanın sanki bir teröristmişcesine elleri kelepçelenerek göz altına alınmasının Liberal cephedeki yansımalarını merakla bekliyorum. Bugün kimin liberal, kimin sözde liberal olduğunu göreceğiz. Bugün birilerinin onur sınavı, şeref sınavı! Kimin onurlu, kimin şerefli olduğunu bugün göreceğiz..
"Türkiye'de Sivil Darbe Uygulanıyor!"




25 Cumhuriyet sevdalısı gözaltında, Cumhuriyet'in temel değerlerini canla başla koruyan 25 insan evlerinden toplandı bugün.. Daha iddianamesi bile hazırlanmamış bir dava için böylesine büyük ve değerli isimlerin göz altına alınmış olması akla sivil darbeyi getiriyor! ADD Genel Sekreteri Suay Karaman "Türkiye’de iktidar tarafından bir sivil darbe uygulanmaktadır" sözleriyle buna işaret ediyor.
Yapılanlar Türkiye'deki ulusalcı güçleri ve halkın ulusalcı bilincini kuvvetlendiriyor. Org. Hurşit Tolon, Sinan Aygün, Mustafa Balbay ve diğer isimler; hepsi bu halkın içinden geliyorlar. Halk bu insanları seviyor ve bu insanların doğruları söylediğinin farkında. Aydınlık en karanlık anda bize daha yakındır, bunu unutmamak gerekiyor!
Ali Kemal'in Oğlu, Bir Türk Diplomatı..
Ali Kemal, malumunuz.. Zamanın Cumhuriyet muhalifi, Mustafa Kemal karşıtı gazetecisi.. Mustafa Kemal karşıtlığı öylesine bir hal almış ki yazılarında Mustafa Kemal'e "maskara" demekten geri kalmamış.. Gün gelmiş Mustafa Kemal'in idamını istemiş ama tarih Mustafa Kemal'in değil onun canını almış.. Linç edilmiş Ali Kemal, Mustafa Kemal için arzuladığı son kendisini bulmuş..
Eşi ve çocukları kalmış ardında.. Oğlu, Zeki; Bern'de yetişmiş.. Bern'de eğitim görmüş.. Ve bir gün, yurda dönmüş; vatani görevini yapmak için.. Askerliği sırasında Dış İşleri Bakanlığı'nın meslek sınavı olduğunu öğrenip komutlanlarının verdiği özel izinle sınavlara girmiş. Sınavların sonucunda, Dış İşleri Bakanlığı'nda memur olmaya hak kazanmış Zeki Kuneralp. Birileri bunun olup olamayacağına akıl erdirememiş. Ali Kemal'in torunu nasıl olacak da böylesine kritik bir görev yapacak, demişler. Zamanın "Milli Şef"i İnönü'ye çıkılmış en son, sorulmuş Ali Kemal'in oğlu sıfatıyla Zeki Kunderalp'in ne olacağı.. İnönü tarihi bir cevap vermiş: "Bunda ne var, anlamıyorum, niçin girmesin?"
İşte böyle başlamış Zeki Kuneralp'in hariciye günlüğü.. Büyükelçilikler, müsteşarlıklar yapmış ilerleyen yıllarda; Türkiye'yi temsil etmiş dünyanın dört bir tarafında.. Ve bir gün gelmiş, 1978 yılının Haziran'ında "Ali Kemal'in oğlu" Zeki Kuneralp sadece "Türk" olduğu için ASALA tarafından suikaste uğramış.. Saldırıdan canını kurtarmış kurtarmasına ama geride eşini bırakmış. ASALA'nın yaptığı saldırı sonrası eşi Necla Kuneralp, emelki bir büyükelçimiz ve otomobilin şoförü şehit olmuş..
İnsan böyle bir hayatı okuyunca, şaşırmadan edemiyor. Hayat gerçekten de çok ilginç, insan hayatın içine girdikçe anlayabiliyor tüm bu ilgiçliği.. Ali Kemal'i bilince, Zeki Kuneralp'i bilince daha da bir ilginçleşiyor hayat..
TSK Silahlı Müdahale Yapacak Kadar Güçsüz Değildir!
Çoğu forumda, platformda duyuyorum; birileri TSK'nın iç politikaya askeri bir müdahale yapmasından endişe duyuyor. Böylesine birşey için, özellikle de bugünlerde endişelenmek sok derece yersiz. Daha geride bıraktığımız haftada gördük, birileri "darbe"ye karşı yürüdüler; şimdi oturmuş 70 milyon adım atıp atamadıklarını sayıyorlardır herhalde..
Hepsine şaşırıyorum. Şaşırmamın temel nedeni, bu insanların TSK'yı Türkiye içerisinde böylesine güçsüz farz etmeleri. Oysa TSK, Türkiye içerisinde sandıklarından çok daha güçlü ve etkin. Bu sebepten TSK, elindeki mevcut güçlerle yurdum gündemine yön verme potansiyelini zaten elinde bulunduruyor. Hal böyleyken, karşımıza tek bir gerçek çıkıyor: TSK, silahlı bir müdahale yapacak kadar güçsüz değil! Belki 80'de güçsüzdü ama bugün değil!
TRT Kürtçe Yayına Başlar: TRT Kürdi
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin bir kanalının sadece Kürtçe ve Farsça yayınlara ayrılması ile ilgili çalışmaların başladığını açıklamış. Hal böyle olunca da yurdum insanı konu hakkında tartışmalar yapmaya, teoriler üretmeye başlamış. Ağırlık kazanan iki görüş var; birisi bunun AB'ye verilen tavizlerden birisi olduğunu, bir diğeri de bunun kardeşliğe yapılmış bir katkı olduğunu savunuyor..
TRT'nin Kürtçe yayın yapmasını ben biraz Diyanet İşleri Başkanlığı'na benzetiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, halk dinini başkalarından öğrenip de rejim muhalifi olmasın amacıyla var. TRT'nin Kürtçe yayınları da bu amaç doğrultusunda yapılacak, Kürtler birşeyleri başkalarından öğrenmeyip de rejim muhalifi olmasınlar diye.. Bu oldukça yerinde bir karar, çünkü Kürtlerin ROJ ve benzeri ideolojik yayınların dışında pek de alternatifleri yok. Bu noktada yapılan çalışma bir alternatif olacaktır.
Konu hakkında göz önüne alınması gereken birşey de nasıl (Kürtçe) konuşulacağından ziyade nelerin konuşulacağı olmalı. ROJ TV ve benzerlerinin programlarıyla rekabet edecek programlar yapılmalı. Bu noktada resmi bir kanal, resmi söylemleri olan bir kanalın çerçevesi çok da geniş olamayacak. Diyorum ki Türkiye tarafında, özel bir kanal çok daha başarılı olabilir..
Tarih Yazmak? Masal Yazmak?
İnsanlar inanıyorlar; insanlar duydukları, okudukları hemen herşeye sorgusuz sualsiz inanıyorlar. Çünkü daha düşünmeye, idrak etmeye başlamadan anlatılıyor çocuklara masallar.. Çocuklar kendileri için yazılmış olana, büyükler ise daha bir dikkatle kaleme alınmış masallara inanıyorlar..
Tarih.. Kimilerine göre değişmez gerçekler sunar, kimilerine göre ise sadece bir masaldan ibarettir o ciltlerce anlatılmış tarih.. İnanmak ya da inanmamak insana ait bir karardır ama genellikle insanlar bu kararı verecek yeterlilikte olamazlar. Ne veriliyorsa genellikle ve sadece onu alır insan.. Hal böyleyken tarihi eleştirmek bir avuç insana düşüyor. Onlar eleştiriyorlar, alabildiğine..
Ne gariptir, İngiliz dilinde "tarih"e "history" denilmesi? İlginçliği nerede bunun, diyorsanız; açayim kelimeyi: hi-story.. "hi" yüksek anlamında, "story" ise bildiğiniz öykü ya da masal.. Yüksek bir masaldan ibaret olabilir mi tarih? Daha açık bir şekilde sorayim; bir masaldan ibaret olabilir mi tarih?
Tamamen olacağını iddia etmek güç.. Yaşanmış, kayıtlara geçmiş onca belge varken bunu idda etmek gülünç olur. Ama şunu da söylemek gerekiyor, her tarih içinde olabildiğince masal barındırıyor.. İnsanlar büyüseler bile hala masallarla endoktrine ediliyorlar, ne garip değil mi?
Dünya Kocaman Bir Hikaye, Bizler ise Birer Kurban..
Ece Temelkuran yazmış, Ağrı'nın Derinliği'nde: "Dünya kocaman bir hikayedir. O hikayenin neresine düşer senin varlığın, herhalde bu meraktır insanı geçmişe baktıran." Hepimiz bu hikayede bir rol kapma telaşındayız ve hatta birileri bizlere roller verme telaşında.. Kimimiz Türk oluyoruz hikaye içerisinde, kimimiz Ermeni ya da Kürt.. Sonradan hikayeye göre yaşıyoruz hayatlarımızı.. Bir zamanlar insanların yazdığı o hikaye, bugün insanların hayatlarını yazıyor.. Eğer hikaye içerisindeki Ermeni isek hayatı ve Türkleri 1915 çerçevesinden görüyoruz, yok eğer hikaye içerisindeki Türk isek hayata ve Rumlara "Düşman Rum" çerçevesinden bakabiliyoruz yanlızca..
Bu hikayenin bir parçası olmak ve bu hikayeyi değiştirmeye kalkmak ise çok büyük acılar yaşatabiliyor insana.. Ece Temelkuran'a bırakıyorum sözü: "Çünkü dedim ya, dünya büyük bir hikaye. Size anlatılmış bir hikaye. Bir dua gibi ezberliyoruz onu hepimiz. Tıpkı anlamadan okuduğumuz dualar gibi, ayıklamadan... Çünkü... Bilirsiniz duaları değiştirenlere ne yaparlar. Bütün dualardan mahrum bırakılır ölüleri... Belki ölülerin canını acıtmaz bu, ama geride kalanlar anlar öte tarafa tek başına gideceklerini. Dünya böyle korkutur insanı; duaları, hikayeleri diğiştirirse yalnız öleceğini belleterek."
Bugün hepimiz öyle ya da böyle bir hikayenin parçalarıyız. Bu hikayelere ailelerimiz, toplumumuz ve en sistemli şekilde devletimiz tarafından dahil edildik.. Sırf bu hikayedeki bir karakteriz diye dünyada yüzlerini bile bilmediğimiz milyonlarca düşmanımız olduğuna inandık. Evet, onlar da inandılar.. Onlar da sayıyorlar bizi "en büyük düşman".. Ama düşünce bir, aklı selim, insan anlıyor tüm bu hikayelerin dostuk ve kardeşlik yanında önemsiz olduğunu.. İnsan sarılmak istiyor, bunca yıldır "en büyük düşman" bildiği ama onunla aynı topraklara aynı kültüre ait olduğunu bilmediği insanlara; bir Ermeni'ye ya da bir Rum'a..
Okan YÜKSEL
alıntı
0 yorum yazlmtr